Kasım ayında Antalya’da gerçekleştirilecek olan COP31 İklim Değişikliği Zirvesi’nin temel yönelimi, bugüne kadar alınan kararları “harekete ve uygulamaya” dönüştürmektir. İlki 1995 yılında Berlin’de düzenlenen ve Türkçe’de Taraflar Konferansı (TaK) olarak adlandırılan COP toplantıları, 1992’de kabul edilen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamındaki hedeflerin izlenmesi, geliştirilmesi ve güncellenmesi amacıyla gerçekleştirilmektedir. İklim değişikliğinin kabulünden somut uygulamaların merkeze alınmasına uzanan otuz yılı aşkın sürecin değerlendirmesini tarihçilere bırakabiliriz. Ancak Türkiye’nin, Paris Anlaşması taahhütleri ve 2053 net sıfır emisyon vizyonuyla şekillenen bu yeni döneme yalnızca kağıt üzerindeki hedeflerle değil, sahada oluşmuş köklü bir kurumsal birikimle girmesi gereklidir.
Bu açıdan, atık sektörünün geliştirilmesi için; kamu kurumlarını, yerel yönetimleri, sanayi paydaşlarını, atık yönetimi şirketlerini, akademiyi ve sivil toplum kuruluşlarını aynı zeminde on altı yıldır buluşturan TÜRKTAY sürecinin vurgulanması gereken ulusal bir modeldir. Bu platform, çoklu paydaş yapısıyla sektörün sorunlarını yalnızca tartışmakla kalmamış; her yıl hazırladığı sonuç bildirgeleriyle ulusal çevre mevzuatının ve Sıfır Atık Yönetmeliği gibi kritik düzenlemelerin mutfağı olmuş, atık yönetimindeki düşünsel dönüşümün de kaydını tutmuştur.
İlk yıllardaki “atık yönetim modelleri” ve mevzuat odaklı yaklaşım, 2016’da döngüsel ekonomiye açılmış; 2017’de atık, “sanayi, enerji ve istihdam için stratejik yerli kaynak” olarak tanımlanmıştır. 2018’in “Ekonomide Atık, Atıkta Ekonomi” mottosu ekonomik değeri görünür kılarken, 2019’da “Yeşil Ekonomi Yolunda Sıfır Atık” ile ulusal çevre politikalarına bağlanmıştır. 2021’de sıfır atığın sağlık, savunma, sanayi, ekonomi, enerji ve eğitim boyutlarıyla ulusal strateji olarak ele alınması; 2022’de atığın yeşil kalkınmanın enerjisi şeklinde tanımlanması; 2023’te ham madde, enerji, finansman ve iklim etkilerinin birlikte değerlendirilmesi bu gelişimin devamıdır. 2024’te “Ekolojik ve Ekonomik Çözüm: Atık Endüstrisi”, 2025’te “İklim Ekonomisinde Atık Stratejileri” ve 2026’da “COP31 Sürecinde Atığın Üçüz Dönüşümü” başlıkları, TÜRKTAY’ın atığı çevresel bir yükten iklim politikası, sanayi dönüşümü ve finansman aracına taşıdığını göstermektedir. Özellikle bu yılın mottosu olan "Üçüz Dönüşüm"; yeşil, dijital ve toplumsal dönüşümün kesişim noktasında atık endüstrisinin küresel iklim finansmanından pay alabilmesi adına stratejik bir rehber olarak COP31’de sunulması yerine olacaktır.
COP31’in uygulama hedefi açısından asıl başarı, geçmiş birikimlerin ölçülebilir ve denetlenebilir sonuçlara dönüştürülmesidir. TÜRKTAY modeli; paydaşları düzenli buluşturan yapısı, sorunları açıkça gündeme taşıması ve sektörler arası yarattığı güçlü diyalog kültürü ile COP31’de ulusal ve uluslararası ölçekte küresel bir başarı hikayesi olarak paylaşılmalıdır. Türkiye, Antalya’da yalnızca küresel kararların ev sahibi değil; atık yönetiminde geliştirdiği bu çok sesli iş birliği kültürüyle iklim eyleminin ve sahadaki uygulamların da öncü ülkesi olmayı hak etmektedir.
Prof. Dr. Selim L. Sanin
Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi
